Herkesin Kendisiyle Çalışabileceği Bir Konu Vardır. Sizinki Hangisi?

BABALAR ve ÇOCUKLARI



“Biliyor musun babam hiç arayıp sormaz beni. Ben ararsam da nasılsın, iyiyimden öteye gitmez konu. Oysa ben hep çok özlerim babamı. Küçükken ne güzeldi her şey. Birlikte ne çok şey yapardık. Her şeyden önce sarılırdı bana, sıkıca ama. Sahi, ne oldu da babam bana sarılmayı bıraktı, bilmiyorum.”

Bu konuşma, 35 yaşında, kadın bir seansımın içindeki büyümeyen o kız çocuğunun konuşmasıydı. Küçükken onunla oyunlar oynayan, ona sarılan, başını okşayan babası ergenliğe girdiğinde birden ortadan kaybolmuştu. Şimdi yaşadığı ilişkilerde de bu ilgiyi arıyor, ama bulamıyordu.


Bu ve buna benzer onlarca hikaye.


Aslında çocukların genel gelişimlerine baktığımızda, annenin varlığının ve niteliğinin önemi hep vurgulanmıştır. Baba ile iletişimin kalitesinin önemi ise son dönemlerde çok daha fazla gündeme gelmektedir. Seanslarda da baba ile iletişimin sağlıklı gelişmesinin, kişinin gelişimi ve diğerleriyle ilişkisinde ne denli önemli rol oynadığı sıklıkla karşıma çıkıyor.
Bizim kültürümüzde ise kimi babalar bu rolün önemini bilerek ve farkında olarak çocuğuyla olan paylaşımlarını güçlendirir. Bazı babalar ise, çocuğunu kucaklamaz, çünkü ayıptır. Bazıları para kazanıp, onun istediklerini yapıyordur, görevi budur. Bazı babalar evdeki otorite sembolüdür ve şefkat göstermek bu sembolün içeriğinde yoktur. Gece uyurken sevgisini ifade eden, çocuğunun başını okşayan fakat gündüz mesafeli davranan babalar da var. İşten geldiğinde, çocuğuyla konuşmaya gücü olmadığını iddia eden babalar da.

Oysa ki, çocuğun anne karnına düşmesinden itibaren; baba da, annenin bu süreci sağlıklı ve rahat bir biçimde geçirmesi için harcadığı çaba ile sürece dahil olur. Çocuk doğduktan sonra da beslenme, bakım ve oyun faaliyetleriyle, çocukla fiziksel temasa geçilip bu ilişki oluşturmaya başlanır. Çocuk anne ile kendini bir bütün algılar ve baba figürü onun için dış dünyayı temsil eder. Dolayısıyla babanın davranış ve tutumları çocuğun hem kendini tanımlamasında hem de dış dünyayı anlamlandırmasında büyük rol oynar.
Bu rolün önemine daha yakından bakacak olursak; babanın varlığı erkek çocuklar için bir rehber niteliği taşır. Nasıl davranacağını, nasıl roller üstleneceğini baba rolünü gözlemleyerek çıkarsamaya çalışır. Kız çocukları ise, karşı cinsle kuracakları ilişkilerde, baba figürünü temel alır. Onlara göre, babaları dış dünyanın bir yansımasıdır ve babaları nasılsa dışarıdaki tüm erkeklerde öyle olmalıdır. Her iki cinsiyette de baba rolünün eksikliği, sağlıksızlığı ya da niteliğinin kişinin sonraki yaşamını nasıl da etkileyeceğini tahmin etmek zor değildir.

Baba figürünün eksikliği, cinsel kimliğine ilişkin kızgınlık, kırgınlık yaşayan erkekler ve karşı cinse öfkeli ya da karşı cinsten bitmeyen ilgi arayışına giren kadınlar yaratıyor. Yaşamı boyunca anlamlandıramadıkları bir şeylerin eksikliğine takılmış hayatlar yaşıyorlar.

Terapi sürecinin en keyifli yanlarından birisidir bu eksik anlamları kendi yolculuğunda keşfedebilmek. Yukarıda bahsettiğim gibi gelişim dönemlerimizde babalarımızın rolü yadsınamaz. Hatta yetişkin olduğumuzu iddia ettiğimiz(!) zamanlar da bile hala, bu deneyimlerin bizi etkilemeye devam ettiğini görebiliyoruz. Hala onlardan nasıl da sevgi göstermelerini, aramalarını ya da sarılmalarını beklediğimizi ve alamadığımızda nasıl da kızdığımızı; bu durumun bizim ve ilişkilerimiz üzerindeki etkisini fark etmemiz gerekiyor.

Bu süreçten sonra ise, onların var oluşlarına olduğu gibi kabul verip, kendi ebeveyni olmak adına kendi gücünü kullanmak, en başta kendimizle olan ilişkimizde iyileşmemizi sağlıyor.
Kendimize sarılmayı, kendimize dokunmak, kendimizi sevmek ve kendimizi kabul etmek diğerlerinden bunu bekletmekten ve onlara öğretmekten çok daha kolay olabiliyor.

Kendinize dokunabildiğiniz, kendinizi sevdiğiniz ve kendinizi kabul ettiğiniz bir yaşamınız olması dileğiyle…

PSK. NİHAL UYAR ÖZER

Son Yazılarımız

Kitaplarımız

Bizden Haberler

Mail Listemize Kaydolun