Psikolojik sorunlar her ne kadar başımıza ansızın gelmiş bir felaket gibi algılansa da, aslında onlar geçmiş, bugün ve gelecek sarmalında bir yerlere tutuna tutuna ilerlemiş ve ilerlemekte olan işaretlerdir. Onları bir hastalık, üzerimize yapışacak bir etiket ya da asla olmaması gereken kötü bir şey olarak algılamaktansa hayatımızda bir dönüm noktası, kendi içimize dönüp gerçek ihtiyaçlarımızı anlamak için bir fırsat olarak görebiliriz.
Aşağıdaki belirtilerin sorun şeklinde algılanması için mesleki işlevsellikte, olağan toplumsal etkinliklerde ya da başkalarıyla olan ilişkilerde belirgin bozulma olmalıdır. Daha da önemlisi sizin kendi iç dünyanızda hissettiğiniz rahatsızlıktır elbette.
İşte bu nedenle, eğer aşağıdaki sorunlardan biri sizin hayatınızı da zehir ediyorsa, ve artık böyle yaşamak istemediğinize karar verdiyseniz, hemen bugün kendi kendinize yüksek sesle ‘Böyle devam etmek istemiyorum’ deyin! Ve bugünü doğum gününüz olarak kabul edin, yeniden doğdunuz gün. Kendi kendinize başa çıkamıyorsanız bir uzmandan yardım alın! Unutmayın, umut her zaman vardır!

Duygudurum sorunları
Depresyon

Kaygı sorunları:
Fobik bozukluklar
Genellenmiş kaygı bozukluğu
Travma sonrası stres
Panik atak
Obsesif kompulsif bozukluk

Yeme bozuklukları:
Anoreksiya Nevroza
Bulimia Nervosa

Uyku sorunları
Cinsel sorunlar
Kişilik sorunları
Madde kullanımı ile ilgili sorunlar
Şizofreni

Depresyon Nedir?

Depresyon, özellikle son yıllarda halk arasında sıklıkla sözü geçen bir rahatsızlıktır. Kendini üzgün, mutsuz, kederli, yaşamdaki faaliyetlere karşı isteksiz hisseden insanların çoğu kendilerinin depresyonda olduklarını ifade etmektedirler. Zaman zaman her insanın kendini kederli, ümitsiz, yalnız hissetmesi ve yaşamdan zevk alamaması oldukça olası bir durumdur. Ancak klinik depresyon bunlardan daha farklı bir durumdur.
Depresyon; suçluluk, büyük bir üzüntü, endişe, kendini değersiz hissetme, umutsuzluk, uyku ve iştah kaybı, başka insanlardan uzaklaşma, günlük faaliyetlere karşı ilgisizlikle belirginleşen bir duygu durumu bozukluğudur.
Depresyondaki kişi, zamanın çoğunda mutsuz, huzursuz, kederli ve çökkündür. Kendini değersiz ve yalnız hisseder. Dünya depresyondaki kişi için güvensiz bir yerdir. Depresyondaki kişi hemen hemen her durum için kendini suçlama eğilimindedir. Kişinin kendini neşeli ve mutlu hissettiği durumlar da söz konusu olabilir; ancak genel olarak hissedilenler suçluluk, yalnızlık, üzüntü, keder, umutsuzluk ve karamsarlıktır.
Depresyon bedende de bazı değişikliklere neden olmaktadır. Depresyondaki kişilerin uyku problemi yaşama olasılıkları yüksektir. Uykuya dalmada güçlükler yaşanabilir, gece boyunca sık sık uykunun bölünmesi ya da sabah çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama söz konusu olabilir. Bazı kişilerin uyumakta zorluk yaşayabildikleri gibi bazıları da çok fazla uyuma eğilimi gösterebilirler. Ancak depresyondaki kişi ne kadar uyursa uyusun dinlenmiş şekilde uyanamaz ya da kendini dinç hissedemez. Depresyon iştah üzerinde de etkili olabilmektedir. Kimi insanlar iştahsızlık ve buna bağlı olarak kilo kaybına maruz kalırken kimilerinin iştahında da aşırı bir artış söz konusu olabilir.
Depresyon kişinin diğer insanlarla olan ilişkilerini de etkilemektedir. Kişi genellikle yalnız kalmak ister ve sosyal ilişkilerden uzak durmaya başlar. Kişinin cinsel yaşamı da olumsuz etkilenebilir. Cinselliğe yönelik ilgisi azalabildiği gibi cinsellikten eskisi kadar zevk alamayabilir.
Kişi kendini genellikle halsiz ve yorgun hisseder. Bununla birlikte bir faaliyete başlamada ve bu faaliyeti sürdürmede güçlükler yaşar. Her zaman yapılan, kişi için rutin hale gelmiş işler bile depresyondaki kişi için inanılmaz bir yük olarak değerlendirilebilir.
Depresyon kişinin hislerinde, davranışlarında ve bedeninde kimi değişikliklere yol açtığı gibi zihinsel faaliyetlerini de etkilemektedir. Depresyondaki kişinin genel olarak karar verme süreçlerinde bir yavaşlama gözlenir. En basit, günlük, her zaman karşılaşılan konular ile ilgili karar vermede güçlükler yaşanabilir. Kişi kendi davranışlarını olumsuz değerlendirme eğilimdedir ve genellikle karşılaşılan herhangi bir olumsuzluğa kendi sebep olduğunu düşünür; yani kendini suçlama eğilimi yüksektir. Gelecek depresyondaki kişi için belirsiz ve ümitsizdir. Kendilik ile ilgili düşünceleri değersizlik yönündedir. Bunun yanı sıra kişi çoğunlukla dikkat ile ilgili zorluklar yaşayabilir. Dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta zorlanabilir, dikkatini toplamayı başarsa da bu çok uzun sürmeyebilir.
Depresyondaki kişide ortaya çıkan bu değişikler genellikle çevresindeki kişiler tarafından da gözlenmektedir.
Bahsedilen tüm bu değişikliklerin depresyondaki her insanda tümüyle gözleniyor olması gerekmemektedir. Kimi insanlarda belirtilerin hepsi birden gözlenirken kimilerinde bir kısmı gözlenmekte ya da farklı derecelerde gözlenmektedir.


Depresyon (majör depresyon) tanısının konulabilmesi için DSM-4, aşağıdaki belirtilerden en az beşinin daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklikle beraber hemen hemen her gün iki hafta süreyle devam ediyor olmasını şart koşar. Çökkün duygu durum ya da ilgi ve hoşnutluk kaybının bu beş belirtiden biri olması gerekir.

• Hemen hemen her gün günün büyük bir kısmında gözlenen üzgün, çökkün duygu durumu
• Hemen hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren etkinliklere karşı ilginin azalması ya da bunlardan eskisi kadar zevk alamama
• Uyumada güçlükler ( uykuya dalmada güçlük yaşama, zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği, sabah çok erken uyanma, gece uyanıp bir daha uyuyamama)
• Faaliyet düzeyinde değişiklik – psikomotor davranışlarda yavaşlama
• Diyette değilken önemli derecede kilo kaybı ya da artışı -İştahta bozulmalar- iştah azalması veya iştah artışı
• Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk
• Olumsuz benlik kavramı, değersizlik ve suçluluk duyguları
• Düşüncede yavaşlama ve karasızlık gibi dikkati toplamada güçlük çekmekten yakınma ya da gerçekten bu konularda güçlük çekme
• Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri, intihar girişimi ya da intihara yönelik özgül bir planının olması


Tüm bu belirtiler kişinin sosyal, mesleki ve diğer önemli alanlardaki işlevselliğin bozulmasına neden olur.



Depresyonun Olası Nedenleri


Depresyonun nedenleri çok çeşitli olabilmektedir. Tek başına görülebildiği gibi diğer psikolojik bozukluklarla birlikte de görülebilir ya da kronik rahatsızlıklar, madde kötüye kullanımı gibi sorunlara ikincil olarak da gelişebilir.

• Olumsuz yaşam olayları
• Kronik hastalıklar
• Kayıplar ve yas
• Aile, arkadaşlık ve romantik ilişkilerdeki zorluklar
• Yeni yaşam koşulları
• İş yaşamındaki zorluklar
• Aile öyküsüne dayanan yatkınlık
• Mevsim değişiklikleri
• Kişinin bir başkasına duyduğu öfkeyi kendisine yöneltmesi
• Hamilelik ve doğum süreci gibi


Kaygı (Anksiyete) Nedir?

Tehlike veya tehdit olarak algılanan durumlarda ortaya çıkan; duygusal, davranışsal ve fiziksel değişiklikler ve tepkilerin yer aldığı, otomatik, sağlıklı ve doğal bir yanıt mekanizmasıdır. Bir anlamda kaygı organizmamızın savaşma-kaçma tepkisidir.
Kişi tehlike veya tehdit yaratan durum ya da nesneden başka bir şeye odaklanamadığında savaşmak ya da kaçmak imkânsızlaşır. Bu durumda kaygı aşağıdaki belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.

—Psikolojik belirtiler: endişe, tasa, dikkat ve motivasyonda bozulma, konsantrasyon bozulması, heyecan, huzursuzluk, sinirlilik, kötü bir haber alacağı beklentisi, irkilme, çıldıracakmış hissi, yabancılaşma-gerçek dışılık hissi, kişinin kendine ya da bedenine yabancılaşması
-Bedensel belirtiler: çarpıntı, titreme, terleme, nefes almakta güçlük, boğulacakmış hissi, ağız kuruluğu, göğüste sıkışma hissi, kulak çınlaması, yüz kızarması, elde terleme, baş dönmesi, huzursuzluk, gevşeyememe, uyku problemleri, vücutta gerginlikler ve çeşitli ağrılar

Kaygı (anksiyete) Ne Zaman Sorun Olur?

Hayatımızı sürdürebilmemiz ve bize sıkıntı yaratan durumlarla baş edebilmemiz için kaygı gerekli bir tepkidir. Ancak her şeyin fazlası zararlıdır. Kaygının da fazlası zararlıdır. Çünkü şiddeti ya da yoğunluğu kontrol edilemeyen kaygı daha uzun süre kişiyi meşgul eder ve günlük yaşantıyı olumsuz etkileyerek, işlevselliğin bozulmasına neden olur. Bu durumda kaygı artık kişi için sorun yaratmaya başlar ve kaygı bozukluklarının oluşmasına yol açar.

Kaygı Bozukluğunun Nedenleri

Kaygı bozukluklarının oluşmasına birçok neden yol açabilir;
• Genetik yatkınlık,
• Soy geçmişi,
• Yetişme tarzı,
• İnanç ve düşünme biçimi,
• Kendi ifade ve ortaya koyma becerisindeki yetersizlik,
• Sosyal yaşantılar vb. gibi.


Fobik bozukluklar:

Fobik bozukluk, bireyin belirli bir durum, nesne yada işlev karşısında hissettiği mantıksız, dirençli, yoğun ve şiddetli korkunun hakim olduğu kaygı durumudur. Korku ve kaçınma davranışı bu kaygının iki bileşenidir. Yeryüzünde ne kadar nesne veya durum varsa o kadar fobi bulunur.
Fobilerin üç temel özelliği vardır;
1-Nesneler,canlılar,durumlar karşısında dirençli yineleyici, abartılı ve anlamsız korku
2-Bu nesne,durum ya da canlıdan kaçınma davranışı
3-Kişinin yaşadığı korkunun anlamsız ve mantıksız olduğunu kabul etmesi
* Fobik bozukluğun panik bozukluktan farkı, panik bozuklukta herhangi bir uyaran olmaksızın panik nöbetleri ortaya çıkarken, fobik bozuklukta nöbetlerin ortaya çıkmasında bir uyaran söz konusudur.
Bazı fobik bozukluklar:
Acrophobia: yükseklik korkusu,
Cynophobia: köpek korkusu,
Claustrophobia: kapalı yer korkusu
Hydrophobia: su korkusu
Mysophobia: Pislik – kir korkusu
Monophobia: yalnızlık korkusu
Thanatophobia: ölüm korkusu
Tedavisi: Psikoterapiye dirençlidirler.Davranış tedavilerinden daha fazla sonuç alınmaktadır.

Genellenmiş Kaygı Bozukluğu

- Birçok olay ya da durum hakkında (işte ya da okulda başarı gibi) aşırı kaygılanıyorsanız, her şey için evhamlanıyorsanız (en az 6 ay süreyle)
- Kaygınızı kontrol etmek isteseniz de bunu başaramıyorsanız
- Bütün bunlara bir de aşağıdaki maddelerden en az üçü eşlik ediyorsa:
• Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe
• Çabucak yorulma
• Düşünceleri yoğunlaştırmada zorluk ya da zihnin durmuş gibi olması
• Sinirlilik, aşırı hassaslık
• Kas gerginliği
• Uyku bozukluğu (Uykuya dalmakta ya da sürdürmekte güçlük çekme)

Bütün bunlar sizin günlük, mesleki, toplumsal işlevselliğinizi olumsuz etkiliyorsa, böyle devam etmek zorunda değilsiniz!

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Kişiyi tehdit eden veya yıkıcı nitelikte olağandışı stresli bir olay ya da duruma karşı, gecikmiş veya uzamış olarak ortaya çıkan bir tepkidir. Bu olay ya da durumların; doğal afetler (deprem, sel, yangın vb.),savaş, terör, işkence, saldırı, taciz, tecavüz, kaçırılma, trafik kazası, ölüm vb. mağduru veya tanığı olma halinde kişi flashback (olay veya durum anını, anlık bir şekilde, görsel işitsel hatırlama hali) şeklinde geri dönüşler ya da rüyalarla yineleyici bir biçimde yaşanması söz konusudur.

Belirtileri;
• Flashback yaşantılar ve yineleyici rüyalar dışında;
• Duygusuzluk ve duygusal küntleşme hali,
• Uyuşukluk,
• Dalgınlık,
• Çevresine farkındalığın azalması,
• Gerçekçilik yitimi (çevreyi yabancı tuhaf ve gerçek olmayan bir biçimde algılama-derealizasyon),
• Kendine ve vücuduna yabancılaşma-depersonalizasyon,
• Travmanın önemli bölümünü hatırlayamama,
• Travmayı hatırlatacak etkinliklerden kaçınma,
• Aşırı uyarılmışlık, huzursuzluk hali,
• Uyku bozukluğu,
• Sosyal ve mesleki alanlarda bozulma.
Belirtiler travmadan birkaç hafta ya da birkaç ay sonra ortaya çıkar.



Panik Atak:

Ani bunaltı, kısa süreli korku atakları ve atakların geçmeyip, tekrarlayacağı endişesi, sıkıntısı, korkusunu yaşama halidir.

Panik atak belirtileri:

Ortada fiziksel bir sağlık sorunu yokken,
• Çarpıntı, kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi hissetme
• Bir anda kan ter içinde kalma
• Titreme ya da sarsılma
• Nefes alamama ya da boğuluyormuş gibi olma
• Soluğunuzun kesilmesi
• Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
• Bulantı ya da karın ağrısı
• Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
• Sanki ölüyormuşsunuz gibi hissetme ve bundan dehşetli şekilde korkma
• Benliğinizden ayrılmışsınız ya da gerçek değilmişsiniz gibi hissetme( sanki uzay boşluğunun tam ortasındaymışsınız ve düşüyormuşsunuz gibi)
• Kontrolü kaybedeceğiniz ya da çıldıracağınızdan korkma
• Uyuşma ya da karıncalanma duyguları
• Üşüme, ürperme ve ateş basma duyguları




Obsesif Kompulsif Bozukluk

Bir çok insanda çok hafif düzeyde obsesif (tekrarlayıcı ve kontrol edilemeyen saplantı düşünce-ler) - kompulsif (tekrarlayıcı, zorlantı davranış-lar) bir durum söz konusu olabilir. Örneğin evden çıkarken ocağı kapattığını hatırlamayan birisi tekrar içeri dönüp ocağı kontrol edebilir. Kişi bu davranışı genelde sadece evden çıkarken yapabilir. Bu durum kişinin en önemli uğraşısı ve düşüncesi olmaz. Ancak obsesif kompulsif bozukluğu olan bireylerde bu düşünceler ve davranışlar kişinin sosyal yaşantısını bozacak düzeyde olabilmektedir.

Obsesyon:
 Davetsiz olarak akla giren,
 İstenmeyen,
 Kişi için çok rahatsız edici ve kaygı uyandırıcı olan,
 Baskılanmaya ve zihinden uzaklaştırılmaya çalışılan,
Tekrarlayıcı düşünce, imge ya da dürtülerdir.
( Mikrop korkusu, uygunsuz cinsel düşünce ya da eylemlere ilişkin korku, uygunsuz yerde küfür edeceği obsesyonu.. vs.)

Kompulsiyon:
 Kişinin obsesyonu bertaraf etmek için uyguladığı ve uygulanması gerektiğini düşündüğü,
 Obsesyon karşısında kendisini yapmaktan alıkoyamadığı
Yineleyici davranışlar (ör. El yıkama, düzene koyma, kontrol etme)
Ya da zihinsel eylemler( ör. Dua etme, sayı sayma, bir takım sözcükleri sessiz bir biçimde söyleyip durma).
Görüldüğü gibi bu davranış ya da düşüncelerin obsesyon ile doğrudan ve gerçekçi bir ilişkisi yoktur ya da varsa bile ( mikrop korkusu ile el yıkama) davranış aşırı düzeydedir.


- Yukarıda tanımlanan obsesyon ve kompulsiyonlar sizde de sık sık ortaya çıkıyorsa,
- Vaktinizin önemli kısmını bu saplantı ve zorlantılara harcıyorsanız,
- Bunların esiri olduysanız ve bu sizde belirgin sıkıntıya yol açıyorsa,
- Günlük yaşamın gereklerini yerine getirmekte zorlanıyorsanız..

BÖYLE DEVAM ETMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!



Sosyal Fobi

- Sosyal ortamlarda tekrarlanan şekilde yoğun bir korku duyuyorsanız, küçük duruma düşmek veya utanç verici bir şekilde davranmak en büyük kâbusunuzsa
- Bu durum hemen her toplumsal aktivitenizi kapsıyorsa, yaşam alanınızı önemli ölçüde daraltıyor ve hayatınızı sınırlandırıyorsa
- Toplum içindeki faaliyetlerden korkudan kurtulmak için kaçıyor, ya da bunlara çok büyük sıkıntıyla katlanıyorsanız
- Korkunuzun aşırı ya da anlamsız olduğunun farkındaysanız
- Bu kaygı ve kaçınmalar günlük hayatınızı olumsuz anlamda dikkate değer şekilde etkiliyorsa ve artık böyle yaşamak istemiyorsanız…
-
YARDIM İSTEMEKTEN ÇEKİNMEYİN, DEĞİŞİM HER ZAMAN MÜMKÜN




Yeme Bozuklukları:

Anoreksiya Nervosa
-Yaşınız ve boy uzunluğunuz için normal olan en az kiloda ya da bunun üzerinde bir kiloda olmayı asla kabullenemiyorsanız
-Beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmanıza karşın şişman biri olmaktan aşırı korkuyorsanız
-Başkalarının sizi zayıf, hatta çok zayıf bulmasına ve bunun gözle görülür şekilde ortada olmasına karşın siz hala yeterince zayıf olmadığınızı düşünüyorsanız
-Zayıflığınız sonucunda en az üç kez art arda adetten kesildiyseniz.

BİR UZMANA BASVURMANIZDA YARAR VAR

Bulimia Nervosa
-Yineleyen şekilde tıkanırcasına yeme dönemleriniz oluyorsa
( Tıkanırcasına yeme: benzer koşullarda çoğu insanın yiyebileceğinden tartışmasız daha çok yiyeceği kısa bir zaman diliminde tüketme ve yeme esnasında kontrolünüzü kaybettiğinizi hissetmeniz)
-Kilo almayı önlemek için kendi kendinizi kusturuyorsanız( ya da laktasif, diüretik, lavman gibi ilaçları sırf bu amaçla kullanıyorsanız) ve bu tekrar tekrar yaşanıyorsa
- Tıkanırcasına yeme ve çıkarma dönemlerini 3 ay süreyle ortalama olarak haftada en az iki kez yaşıyorsanız
- Kendiniz hakkında en önemli değerlendirme ölçütünüz vücudunuzun biçimi ve ağırlığıysa ve bu bir saplantı halini aldıysa

BÖYLE DEVAM ETMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ


Madde Kullanımı ile ilgili Sorunlar

12 aylık bir zaman dilimi içinde aşağıdaki ölçütlerden en az üçü belirgin bir bozulma ve sıkıntıya yol açacak şekilde kendini gösteriyorsa, madde bağımlılığı söz konusudur:
1) Maddenin istenilen etkisini yaratmak için giderek daha fazla miktarda madde kullanmanız gerekiyorsa (tolerans)
2) Maddeyi kullanmadığınız zaman ‘yoksunluk’ denilen rahatsız edici fiziksel ve psikolojik etkileri yaşıyorsanız
3) Maddeyi çoğu kez planladığınızdan daha fazla miktarda ya da daha uzun bir zaman süresince alıyorsanız
4) Maddeyi kullanmayı bırakmak ya da kontrol altına almak istemenize rağmen bunu bir türlü başaramıyorsanız
5) Maddeyi elde etmek, maddeyi kullanmak(örneğin ardarda sigara içmek), ya da maddenin etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcıyorsanız
6) Madde kullanımı yüzünden sosyal ve mesleki yaşamınız sekteye uğruyorsa
7) Maddenin neden olduğu ya da alevlendirdiği fiziksel ya da ruhsal bir sorununuz olduğunu bilmenize rağmen maddeyi bırakamıyorsanız (ör. Alkol kullanımı ile kötüleşen ülseriniz olduğunu bilmenize rağmen içmeyi sürdürüyorsanız)

BUNA DUR DİYEBİLİRSİNİZ



Hipokondriazis (Hastalık Hastalığı)

Beden algısıyla ilgili başka bir soruna işaret eden bu durum, halk arasında ‘hastalık hastalığı’ olarak bilinir. Eğer siz de:
 Vücudunuzdan gelen önemsiz mesajlara fazla kulak kabartıyor ve onları yanlış yorumlayarak ciddi bir hastalığınız olduğundan sürekli korkuyorsanız
( ör. Basit bir baş ağrısında ‘Acaba beyin kanaması mı geçiriyorum’ şeklinde
endişe ediyorsanız)
 Kaygılarınızı yatıştırmak için doktor kapılarını aşındırıyorsanız ve doktorların bir hastalığınız olmadığına dair güvence vermesine karşın içiniz bir türlü rahat etmiyorsa
 Bu düşünceler günlük, mesleki, toplumsal etkinliklerinizi olumsuz şekilde etkiliyorsa ve 6 aydan fazla zamandır devam ediyorsa,
BÖYLE DEVAM ETMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!

Uyku Sorunları

Çağımız sorunlarından biri de kuşkusuz uyku ile ilgili sorunlar. Özellikle kafein içeren (kahve gibi) içeceklerin fazla tüketimi uyku süresi ve kalitesini olumsuz etkiliyor. Ancak bir madde kullanımına bağlı olmaksızın uyku ile ilgili problemleriniz varsa, bir uzmana danışmanızda yarar var.

Insomnia
 En az bir ay süreyle, uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük olması, ya da dinlendirici olmayan bir uykunun uyunması
 Uyku eksikliğine bağlı gündüz yorgunluğu ve bunun toplumsal, mesleki ve diğer işlevsellik alanlarında önemli sıkıntı yaratması



Cinsel Sorunlar

Cinsellik kuşkusuz hayatın önemli bir parçası. Toplumsal baskı ve tabular nedeniyle belki de üzerinde konuşulmakta en çok zorlanılan ve kişinin kendisini yetersiz hissetmesine yol açabilen cinsel sorunlar aslında diğer psikolojik sorunlardan farksız ve biraz çabayla bunlardan kurtulmak mümkün. Bunları kısaca özetlemek gerekirse:
- Cinsel istekte azalma
- Cinsellikten tiksinme bozukluğu
- Kadında cinsel uyarılma/ Erkekte ereksiyon problemi
- Erken boşalma
- Disparoni: Erkek ya da kadında cinsel ilişkiye eşlik eden genital ağrı
- Vajinismus: Vajina kaslarının ilişkiyi engelleyecek biçimde kasılması sonucu ilişkinin gerçekleşememesine yol açan bozukluk



Kişilik Sorunları

Her birimizin toplumda ya da kişilerarası ilişkilerimizde tekrarlayan bir davranış tarzımız vardır. Buna kişilik diyoruz, kimimiz genelde fazla şüpheci, kimimiz çekingen, kimimiz bağımlı, kimimiz inatçı olabiliriz. Her birey kendine özgüdür ve eşsiz özelliklere sahiptir. Öyleyse kişilik nasıl sorun olabilir diyebilirsiniz. Kimi kişilik özellikleri aşırı uçlarda seyrettiğinde ve kişinin bütün hayatını etkisi altına alıp olumsuz şekillerde etkilediğinde bunlara kişilik sorunları diyoruz. Bu sorunların şimdiye kadar söz edilen diğer sorunlardan farkı, dönemsel ya da bir anda ortaya çıkmış sorunlar değil de kişinin benliğinin bir parçası olan kişiliğinin doğal bir uzantısı olmalarıdır. Yani kişilik sorunu olan bir kişinin ortada bir sorun olduğunu kabullenmesi daha zor olabilir, çünkü değişimin gerçekleşmesi için kişinin yıllardır kişiliğini oluşturan temel iskeleti sorgulayabilmesi gerekir.
DSM IV’e göre kişilik özelliklerinin ‘sorun’ olarak kabul edilebilmesi için kişinin aşağıda yazılan alanlardan ikisinde ya da daha fazlasında kendini gösteren, uyum bozucu ve süre giden bir davranış ve iç yaşantı örüntüsü olmalıdır:
 Kendini, başka insanları ve olayları algılama ve yorumlama yolları
 Duygusal tepkiler (sıklığı, yoğunluğu, değişkenliği..vs)
 Sosyal ilişkilerde işlevsellik
 Dürtü kontrolü
 Bu durum kişide belirgin bir sıkıntı yaratır ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya yol açar.
 Bu durum uzun bir süredir vardır ve başlangıcı en azından ergenlik ya da genç erişkinlik dönemine uzanır.

Şimdi bu sorunlara birkaç örnek verelim:

Paranoid Kişilik

- Yeterli bir temele dayanmaksızın başkalarının sizi sömürdüğünden, aldattığından ya da size zarar verdiğinden kuşkulanıyorsanız
- Dostlarınızın ya da iş arkadaşlarınızın size olan bağlılığı ya da güvenirliği hakkında yersiz kuşkularınız varsa
- Söylediklerinizin size karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz yere korktuğunuz için başkalarına sır vermek istemiyorsanız
- Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılandığınız ya da size gözdağı verildiği gibi anlamlar çıkarıyorsanız
- Sürekli kin besliyorsanız
- En ufak olayda karakterinize ya da itibarınıza saldırıldığı yargısına varıyorsanız, öfkeyle tepki veriyorsanız ve başkaları bu tepkinizi anlamakta zorlanıyorsa
- Haksız yere partnerinizin sadakatsizliğiyle ilgili kuşkulara kapılıyorsanız..

Antisosyal Kişilik

- Tutuklanmanız için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunuyor ve yasalara uygun toplumsal davranış biçimlerine ayak uyduramıyorsanız
- Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarınız, zevkiniz için başkalarını aldatma gibi dürüst olmayan bir tutum içindeyseniz
- Dürtüsel davranışlar sergiliyorsanız( öfke patlamaları, aşırı cinsel davranışlar,..vs) ya da bir adım ötesini umursamıyorsanız
- Yineleyen kavga dövüşler ya da saldırılarla belli olacak şekilde sinirli ve saldırgansanız
- Kendinizin ya da başkalarının güvenliğini umursamıyorsanız
- Sürekli bir sorumsuzluk içindeyseniz
- Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış ya da başkasından bir şey çalmış olmanıza karşın duyarsızsanız ve vicdan azabı çekmiyorsanız

Sınır Kişilik

- Gerçek ya da hayali bir terkedilmekten kaçınmak için çılgınca çabalar içindeyseniz
- Bir anda gözünde aşırı büyütme(göklere çıkarma) ve yerin dibine sokma arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız sosyal ilişkileriniz varsa
- Kimlik karmaşası yaşıyorsanız
( Bir gün çok feminen ve seksi bir şekilde davranırken ertesi gün çok erkeksi davranmak-ve hissetmek- gibi)
- Size zarar verme olasılığı yüksek olan en az iki alanda dürtüsel davranıyorsanız
( ör. Kumar oynama ya da rastgele cinsel ilişkiye girme gibi)
- Yineleyen intiharla ilgili düşünceler, davranışlar, girişimler içindeyseniz,
-Duygusal dengesizlik içindeyseniz (şiddetli ağlama krizlerinden öfke nöbetlerine ve boşluk duygusuna ani geçişler görülür)
Sınır ve antisosyal kişilikler, bazı kişilik özelliklerinin, kişi ve yaşadığı toplum için nasıl ciddi bir sorun oluşturabileceğini gösteren, en uç kişilik sorunlarıdır. Antisosyal kişilikteki insanların çevrelerine, sınır kişilikteki insanların ise hem kendilerine hem de çevreye zarar verme riski fazladır. ‘Kişiliğin’ bazı durumlarda bir psikolojik sorun olarak görülmesinin nedeni de işte budur.

Bağımlı Kişilik

-Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almadan gündelik kararlarınızı vermekte güçlük çekiyorsanız
-Yaşamınızın çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkasına gereksinim duyuyorsanız
-Başkalarının desteğini yitirmek ya da kabul görmeyeceğiniz düşüncesiyle onlara aynı görüşü paylaşmadığınızı söylemekte zorluk çekiyorsanız
-Tasarıları başlatamıyorsanız ve kendi başına iş yapmakta zorlanıyorsanız
-Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için istemediğiniz şeyleri yapacak kadar ileri gidebiliyorsanız
-Kendinize bakamayacağınıza ilişkin aşırı korku yüzünden tek başınıza kaldığınızda kendinizi rahatsız ya da çaresiz hissediyorsanız
-Yakın bir ilişkiniz sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine giriyorsanız
-Terk edilip bir başınıza kalacağınızdan korkup bu senaryoya aşırı kafa yoruyorsanız






E-Posta Adresiniz
© Copyright 2008 Algı Psikodrama & Psikolojik Danışma Merkezi, Her Hakkı Saklıdır
Toplam ziyaretçi sayımız 19196 kişi.