SESSİZ ÇOCUKLAR


Sessiz ve uslu çocuklar, yetişkinler tarafından takdir görse bile aslında ortaya koydukları bir problem vardır. Sorun çıkarmayan sessiz çocuk, başlarda anne babalar için büyük bir konfor gibi görünür ancak çocuklarının kendini ifade edememesi, dolayısıyla kendini koruyamaması, ebeveynlerin karşısına daha büyük bir problem olarak çıkmaktadır. Çocuğu “sessiz, sakin, uslu” oluşundan dolayı takdir eden yetişkinler bir süre sonra onu konuşturmak için baskı yaparlar.

İçe kapanık, çekingen, utangaç, özgüvensiz, pasif, asosyal, ve bunun gibi birçok etiket daha… Yaşıtlarına göre daha sessiz kalan, kendini ifade edemeyen, arkadaşlık kuramayan çocuklar neden böyleler? Ne var o kilitli kutunun içinde? Bir türlü açamadıkları iç dünyalarında neler yaşıyorlar?

Çok büyük bir olasılıkla KORKU ve ENDİŞE…

Bu iki evrensel duygu, hissedilme şiddetine bağlı olarak, yaşamı büyük oranda etkiler. Savunmasız bir çocuğun yaşamını ise tamamen ele geçirebilir. Tüm yaşamını ürkek ve kendini koruyamayan biri olarak sürdürür. Her yaş döneminde ağırlıklı olarak hissedilen bazı korku unsurları vardır. Bu korkulara şefkatle, anlayarak, güven vererek, koruyarak ve korunmayı öğreterek yaklaşıldığında çocuk olumlu yönde gelişecektir.

Ancak aşırı korku yüzünden sessizleşmenin ve içe kapanmanın temelinde başka dinamikler yatıyor olabilir. Küçük yaşlarda çocuğun deneyimlediği olaylar, şahit olduğu durumlar, tehdit unsurları, kayıplar veya şiddet yaşantıları zannettiğinizden daha büyük bir korku yaşamasına neden olabilir. Çocuk kendinden daha güçlü bir “şey” in ona zarar vermesinden endişe duyarak yaşamaya başlar. Korktuğu “şey” ile yeniden karşılaşmaktan kaçmak için tüm dünyaya kapatır kendini. Ve sessizlik ile güvende hissetmeye çalışır.

Yetişkinler için basit sayılabilecek yaşantılar çocuğu travmatize edebilir. Anne baba tartışmaları, okulda öğretmenin sesini yükseltmesi, anne-babanın kızması, akranlar arasında yaşanan çatışmalar, çocuğa yönelik tehdit edici bir dil kullanılması gibi örnekler verilebilir. Bunlar hayatın içinde var olan kaçınılmaz yaşantılardır. Buradaki asıl nokta yetişkinin korku ve endişe yaşayan ve içe kapanan çocuğa nasıl yaklaşacağıdır. Çocuğun deneyimlediği ya da şahit olduğu yaşantı yetişkinler için aşılması kolay gibi görünse de çocuk bunu çok büyük bir sorun olarak algılar. Örneğin ödevini tamamlayamadığında öğretmenin kızmasından, onu sınıfta küçük düşürmesinden korkan çocuk uyuyamayacak kadar kaygılanabilir. Öncelikle çocuğun sorunu nasıl algıladığını fark etmek, onun korkusunun şiddetini anlamak gerekmektedir. Çocuğun yaşamını ve sorunlarını onun penceresinden görmek için çabalamak tek başına korkusunu hafifletmeye yetecektir.

“”Bu konuda ne hissettiğini merak ediyorum.” , “Bu konudan biraz bahsetmek ister misin?” gibi açık uçlu ve yargısız cümleler onun konuşmasını teşvik edecektir. Çocuğun korkusundan korkmak, korkusunu hafife almak veya çözmesi için itmeye çalışmak ona iyi gelmeyecektir. “Öğretmenin sana bağırdığında korkmuş olmalısın.” gibi duygusunu paylaşan ifadeler ona anlaşıldığını ve tek başına olmadığını hissettirecektir.

Çocuğun travmalarını yeniden yorumlamasını sağlamak, kendini koruma ve kendini ifade etme gibi beceriler kazandırmak, ona hayat dolu bir ses vermek olacaktır. Anne-baba, çocuk ve psikolojik destek üçgeninde çalışarak onun gücünü bulmasına destek olabilirsiniz. O da her çocuk gibi hayatı neşe ile yaşamayı hak ediyor.