Haklı Olmak” Öğrenilebilir!
Yazar :


“Ne zaman ağzımı açsam suçlu ben oluyorum.” Demişti bir seansım.

Haklıydı…

Eğer kendimizi doğru bir şekilde ifade edemiyorsak, sosyal ilişkilerimizdeki haklılığımızın çok da bir önemi kalmıyor. Ben de diyenler hemen ümitsizliğe kapılmasın! Neyse ki; “kendini doğru ifade etmek” öğrenilebilir bir yetenek!

Öncelikle ne hatalar yapıyoruz onlara bir bakalım. Yanlışları fark etmek ve temizlemek, sonrasında doğru davranmayı getirecektir. Birinci ve en önemli aşama:

Karşımızdaki kişiyi ne kadar dinliyoruz?

Dinlediğimizi ne kadar duyuyoruz? Ve

Duyduğumuzu ne kadar anlıyoruz?

Yukarıdaki sorulara hiç düşünmeden: “dinliyorum, duyuyorum ve anlıyorum” diyenlerin bir daha düşünmesini istiyorum. Karşımızdakini nasıl dinliyoruz? Mesela gerekli fiziksel koşulları (gürültü, dikkat dağıtıcı hareketlilik, vb.) sağlayabiliyor musunuz? Yoksa siz de bir yandan bilgisayarla ilgilenirken, bir yandan da dinlemeye çalışanlardan mısınız? Eğer öyleyse; yani karşınızdaki kişiye dinlenildiğini hissettiremediyseniz; daha bu maddeden sınıfta kaldınız demektir. Karşınızdaki “beni dinlemiyorsun” deyip galibiyeti çoktan garantilemiştir. Diyelim ki hem kişisel hem de çevresel koşulları sağladınız. Göz teması kuruyorsunuz, bedeniniz hafif öne doğru uygun dinleme pozisyonunu almış, etrafınızda sizi rahatsız edecek hiçbir çevresel uyarıcı yok. Peki bunlar yeterli mi dersiniz? Asıl mücadele bundan sonra başlıyor. Size söylenen her şeyi, her detayı kendi iç seslerinizin etkisinde kalmadan dinleyebilmek, içinizden ona cevaplar verirken onu duyabilmek işin en zor kısmı. Bunu kaçınız yapabiliyor? Kaçınız herhangi bir konuşmada kendini içten içe karşıdaki kişiye laf yetiştirirken buluyorsunuz? Karşınızdakini gerçekten duymanın yolu, onu anlamaya çalışmaktan geçer. Sizce o ne hissediyor? Size anlatmaya çalıştığı duygusu ne? Kendinize dönmeniz konuyu/durumu bir yere vardırmaz, aksine işlerin sarpa sarmasına neden olabilir. Karşınızdaki kişiyi konuştuğundaki etkin bir sessiz dinleyiş, anladığınızı gösteren ufak bedensel ve sözel mesajlar, kendini daha çok anlatması için soracağınız açık uçlu sorular…. Bunların hepsi sıranın size geldiği zaman kendinizi daha iyi ifade etmeniz için size anahtar ipuçları sağlayacaktır.

Bunların hepsini yaptınız ve çok beklediğiniz konuşma sırası size mi geldi? İşte asıl içinize dönmeniz gereken yere geldik. Çok mu öfkelisiniz ya da yaşadığınız şey hayal kırıklığı mı? Bu hissettikleriniz onun söyledikleriyle mi alakalı yoksa sizin içsel dinamiklerinizle mi? Bunların hepsinin farkındaysanız geriye tek bir şey kalıyor. O da olaya/duruma ilişkin kendinizi içtenlikle ifade etmek. Dürüstçe, hangi durumun size ne hissettirdiğini karşınızdakine söyleyin. Bırakın karşınızdaki kişi savunmaya geçmek yerine sizde ne his uyandırdığına odaklanabilsin. Sizi daha iyi anlayabilsin, Böylece “iletişim” denen şey daha sağlıklı bir şekle dönüşebilsin. Bu hem size kendinizi daha iyi hissettirecek hem de karşınızdaki kendini savunmak, saldırmak zorunda hissetmeyecek.

Unutmayın düşünceler tartışılabilir, duygular değil…

PSİKOLOG NİHAL UYAR