Gençlerde Akran İlişkeri


Akran ilişkileri, yaşamda üç yaşından başlayarak önemi artan bir unsur olarak karşımıza çıkar. Yaşam boyunca bireyin kuracağı sağlıklı ilişkiler, kişiye kendisinin ve başkalarının duygularını anlamasında, güç, güven ve aidiyet kazanmasında katkı sağlayacaktır.
Sosyal ilişkilerin her zamankinden fazla önem kazandığı dönem ise çocuğun aileden farklılaşıp kendi kimliğini kazandığı döneme, yani ergenliğe denk gelir. Arkadaş ve akran ilişkileri ergenliğin temel özelliklerinden biri olup, gencin içsel süreçlerini başka diğer her şeyden fazla etkilemeye başlar. Hatta öyle ki, ergenin kendisine güvenmesi ve bazı toplumsal değerlerin kazandırılmasında aile, akran grubunun başarısına erişememektedir.
Çoğu araştırma gençlerin akran ilişkileri ve flörtleriyle olan ilişkilerinin, onları pek çok olumlu ya da olumsuz davranış göstermedeki rolünü ortaya koymuştur.
Bilindiği gibi, özgürleşme ve kendi kendine hareket etme davranışı bu yaş grubunda ortaya çıkar. Bu tutum akran çevresinde ve ilişkilerde de kendini gösterecektir. Ancak gelen vakaların çoğunda gözlendiği gibi bu aile içerisinde huzursuzluğa neden olur. Çünkü durum çoğunlukla ailenin o zaman dek gösterdiği korumacı tutumu ve yasaklarıyla çelişmeye başlar. Çocuğun şimdiye dek yetiştiği korunaklı aile yapısından sıyrılmak istemesi aileyi endişelendirmeye başlar ve aile kontrolü ele almak için sınırları daraltır. Ve dolayısıyla bu karşı karşıya geliş çocuk ve aile arasında çatışmaya neden olur. Aile arkadaşları, dolayısıyla da genci korumaya ya da kontrol etmeye çalışır. Bu durumda ise kendi sınırlarını oluşturmaya çalışan ergen kendisini engellenmiş hisseder ve ebeveynlerine öfkelenmeye başlar. Tam da bu aşamada aile çocuğuyla bir kopma yaşadığı duygusuna kapılır ve ne yapacağını bilemez.
Aileler bu karmaşık duygularla ne yapacaklarını bilemezken, şunu akıllarından çıkarmamalıdırlar: arkadaşlığı ve dostluğu sağlamada kişisel gelişmişlik, ortak ilgi, değer ve beklentiler büyük rol oynamaktadır. Bu demektir ki genç, var olan ilgi ve beklentilerine uygun arkadaşlıklar kurar, dolayısıyla ailenin buradaki korumacı tavrı çok da işlevsel değildir. Gencin var olan beklentilerinin tam anlaşılamaması, yaptığı arkadaşlıkların da tam anlaşılamamasına neden olur.
Ayrıca, gencin bu akran grubu içerisinde edineceği deneyimler, ona bütün hayatı boyunca başka hiçbir yerde elde edemeyeceği birikimler getirir. Kendi arkadaş grubu içerisinde yaşayacağı etkileşimler; ona sosyalleşmeyi, kendini ifade etme ve çatışma çözme becerilerindeki gelişmeyi sağlar. Dolayısıyla her yaşam döneminde ortaya çıkan kriz gibi, bu dönemde yaşanan krizlerde oldukça işlevseldir. Ailenin bunun farkında olması önem teşkil eder. Aile bu arkadaşlıkları olumsuz yönüyle ele almak yerine, çocuğun deneyimlerini paylaşabilecek kadar yakında durmalı, böylece ilişki örüntülerinden haberdar olmalıdır.
Anne-babanın tersi bir tutum sergilemesi çocuğun aileden uzaklaşıp, kabul gördüğü arkadaşlıklara yakınlığını arttıracaktır. Bunun tersine aile çocuğun akran çevresini tanımalı, sosyal ilişki kurması için onu cesaretlendirmeli ve ihtiyaç duyulduğunda rehberlik etmek için çocuğun yanında olmalıdır. Sorunun aşılamadığı durumlarda hem gencin kendini tanıması ve bu doğrultuda sağlıklı arkadaşlıklar kurması; hem de ailenin bu süreci daha az müdahaleci ve çatışmaya girmeden atlatılması için bir uzmandan yardım alınması uygun olmaktadır.

Psikolog Nihal UYAR