Her Amacın Başı Sınavlar
Yazar :


Hedeflerimizi oluştururken, geleceğimizi planlarken, hayallerimizi kurarken, öğrenirken, uyurken, uyanırken… Girilmesi zorunlu olan, belli puanlar alınması gereken, bitmeyen, her amaca hizmet eden sınavlar…

Hedefler, hayaller, gelecek bir sınav ötede anlayacağınız…

Dolayısıyla, yaşamımızda bu denli anlam yüklenen sınavlar söz konusu olduğunda ortaya çıkan endişe ve korkulara şaşırmamak gerekir. Üstelik sınavla ilgili hedef ve beklentilerimiz gerçeğe uygun ve netse, sınava ilişkin anlamlandırmalarımızda sağlıklı ise bu korku ve kaygı işe bile yarayabilir. Nasıl mı? Bilindiği üzere korku ve kaygı belirli bir düzeye kadar uyarıcı etki yapar ve hedefle ilgili bedensel ve fiziksel hazırlanmaya yardımcı olur. Yani, sınavların çocuklarımızda ufak da olsa kaygı yaratması işlevseldir, motivasyona yardımcı olur.

Peki madem kaygı bu kadar işe yarıyor, sınavlarda kafamızı karıştıran duygu ne?

İşte asıl üzerinde durulması gereken nokta bu sanırım. Pek çok çocuk ya da genç danışanımız sınav kaygısı için destek almak adına bize baş vuruyorlar. Onlar ve aileleri bu durumun birden bire,neden ve nasıl ortaya çıktığı ile ilgili sorular soruyorlar. İşte cevabı burada veriyorum: bu kadar yoğun yaşanan, fiziksel rahatsızlıklara neden olan ve zihinsel performansı olumsuz etkileyecek derecede bir kaygı ya da korku birdenbire ortaya çıkmaz. Mutlaka temelinde farklı temel inançların ve deneyimlerin neden olduğu tıkanıklıklar mevcuttur. Sınav Kaygısı dediğimiz şey ise bu tıkanıklıkların ortaya çıkış biçimidir. Çünkü kişi yoğun kaygı, korku veya değersizlik yaşadığı durumlarda, karşısına çıkan güçlüklerle baş etme gücü zayıflar. Sonra da başedemediği bu durumlarile yüz yüze gelir.

Nedir bu tıkanıklıklar?

Bizi söz konusu kaygıya taşıyan ağırlıklara bir göz atalım isterseniz.Kişinin yeteneklerine uygun, gerçekçi hedefler belirleyememiş olması pek çok sonucu beraberinde getirebilmektedir. En sık karşılaşılan durumlardan biri bu sanıyorum. Çocuklar ya da gençler kendi hedeflerini koymak yerine ailelerinin hayallerini gerçekleştirmek için çabalıyorlar. Ya da çabalıyormuş gibi yapıyorlar. İşin ilginç yanı çoğu seanslara gelene dek anne-babalarının amaçlarını kendi hedefleri zannedip, içlerindeki sıkıntıya bir anlam veremiyor. Şikayetleri daha çok;verimli olmayan çalışma alışkanlıkları dolayısıyla görev ve sorumluluklarınızı gerçekleştirmede yaşadığınız güçlükler yaşamaları yönünde oluyor. Motivasyonlarını tıkayan olayın farkına varmaları, çoğunlukla hayallerini konuşmaya başlamaları ile su yüzüne çıkıyor.

  • “Derse konsantre olamıyorum, sürekli başka şeylerle ilgilenmek istiyorum.”
  • “Derse oturur oturmaz uykum geliyor.”
  • “Sabaha kadar ders çalıştım, yine de sınavda başarılı olamadım.”

Yukarıda okuduğunuz cümleler bu danışanlarımın en sık dile getirdiği cümlelerden bazıları. Bazen de aileler durumu fark edip, dile getirebiliyorlar tabi. Bu sıkıntıların temeline baktığımızda çoğunlukla belirli, uygun bir hedefin olmaması; çocuğun amacı konusunda tam net olmaması ya da dayatılmış hedefler ile motive edilmeye çalışılması gibi konular gündeme geliyor. Böyle durumlarda çocuğun ilgi ve yeteneklerini göz önünde tutarak kendi yeteneği ile ilgili olabildiğince söz sahibi olmasına izin vermek gerekiyor. Bu aşamada ailelere önerim, çocuklarını iyi dinleyerek, onların gerçekten ne istediği konusunda onlara rehberlik etmeleri yönünde oluyor.

Yukarıdaki sıkıntıların ortaya çıkmasının bir diğer nedeni ise çocukların bu dönemde hayata, yaşama tamamen ara vermeleri. Öğrencilerin, özellikle üniversite sınavından önce onları mutlu eden, iyi gelen bütün aktivitelerden uzak durup inzivaya çekilme eğiliminde olduklarını gözlemliyorum. Kendilerini; ders çalışmaya odaklayan, sadece deneme sınavları ve sınav konuları ile ilgilenen, sadece bunun hakkında konuşan ve düşünen bireyler haline getiriyorlar. Bu durum bir süre sonra enerjilerinin tükenmesine neden oluyor. Kendimizi bir pil olarak düşünürsek keyif aldığımız her durum, olay ya da aktivite aslında bizim şarj olmamızı sağlıyorlar diyebiliriz, bunun yanında ders çalışmak, soru çözmek ve endişelenmek aslında bizim enerjimizi sömüren, azaltan durumlar arasında. Dolayısıyla bunlara, sadece bunlara odaklanmak bir süre sonra yorgun, tükenmiş hissetmemize neden olarak bizi durdurmaya başlıyor. Artık biliyorsunuz ki, kendinizi mutlu edecek aktivitelerde bulunmak ve kendinize zaman ayırmak enerjinizin yenilenmesini sağlayacaktır. Kendinize zaman ayırmayı unutmayın.

Yukarıdaki şıklar tamamsa ama hala bir şeyler yolunda gitmiyorsa, bunun nedeni “her şey mükemmel olmalı” bakış açınız olabilir mi?

  • “Aynı hataları tekrarlamamalıyım.”
  • “Benim hedefim tek, ondan başka bir okul ya da bölüm istemiyorum.”
  • “Sınavı bitirdikten sonra sınavı kontrol etmek için 30 dakika arttırmalıyım.”

Yukarıdaki cümlelerde örneğini gördüğününüz cümleler mükemmeliyetçiliğin ayak sesleri gibidir. Yukarıdaki cümleler ve daha fazlası; hem hata yapılmamasına ilişkin, hem de performans ve amacın en yüksek standartlarda olmasına ilişkin beklentiler oluşturur. Dolayısıyla bu beklentilerin yerine gelmemesi ya da aksaması durumunda kişide, başa çıkamadığı bir hayal kırıklığı meydana gelebilmektedir. Çünkü kişi öyle yapmak zorundadır,hata yapmamalı, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamalıdır.

Oysa gerçek yaşam bu gerekliliklere, -meli,-malı’lara ya da şartlara bağlı değildir, kalamaz. Dolayısıyla yapılan iş ne olursa olsun, beklenti ile gerçeklik arasındaki en ufak bir uyumsuzluk, özgüveni olumsuz etkileyecek ve başarısızlık korkusunu beraberinde getirecektir. Bu nedenle seanslarda ilk çalıştığımız kon bu zorunluluk ve gereklilik cümleleri olmaktadır. Bu cümlelerin nerelerden repertuarımıza katıldığını anlarsak, gerçekçi ve olumlu olan ile değiştirebiliriz. Başarı zaten bu değişimi takip edecektir.

Gerçekte yaşam önümüze çıkan sınavlarla doludur. Ve daha sağlıklı, daha mutlu ve daha huzurlu olmak içi bu sınavlar amaç değil, sadece birer araçtır. Eğer bütün bu sınavlar sizin için endişe kaynağı ise belki de bir şeylerin değişme zamanı gelmiştir. Unutmayın. Değişim imkânsız değildir. Yeterki isteyin… Gücünüzün yettiği kadar çaba gösterin, yetmediğindeyse bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin.

PSİKOLOG NİHAL UYAR

www.algipsikodrama.com